'40 yıllık yoğirtçiyem, böle sitil görmedim'...
'40 yıllık yoğirtçiyem, böle sitil görmedim'...
Henüz kırk yıllık bir ömrüm olmasa da, ben de herkes gibi anlam veremediğim 'sitil'ler gördüm elbet. Son alamet-i akla ziyan yoğurt vakası da Mehmet Baransu oldu.
Tanımayanlar için mini bir altyazı geçecek olursak...
Kendisi, Taraf gazetesinin 'TSK' ile ilgili haberleri, İrtica ile Mücadele Eylem ve Kafes planlarını haber yapıp bu yıl da Sedat Simavi Gazetecilik Ödülü'nü alan kişidir.
Akşam gazetesinden Nagehan Alçı kendisi ile bir röportaj yapmış ve bunu 21 Aralık'ta yayınlamış.
Bu röportajın manşetlere taşınan tarafında ise çarpıcı bir söz var.
O sözü alıntılıyorum...
(...) 'Bakın benim ailem Kafkas cephesinde 70'in üzerinde şehit vermiş bir aile. Ben Kürt'üm ama bir MHP'linin nefret ettiğinden daha çok PKK ve DTP'den nefret ediyorum. Bizim köy Ardahan'ın bir köyü. Köyümüz çok sefer PKK baskınına uğramıştır. Birçok yakınımı yol taramalarında kaybettim. DTP bizden oy alamaz.'
Bu sözün neresinden ne alınır, hangi cümleye bakıp mantık aranır bilemiyorum.
Lakin benim anlam veremediğim kısım bu 'nefret' meselesi oldu.
PKK'nin köy baskınlarından bahseden bir gazetecinin, hele de böyle en olmadık gezegenin bilmem hangi katmanından çıkardığı mühim belgeler ile kamu yaratan birinin bu söylemi gazetecilikle uyuşmuyor. Baştan savmacı, kimliksel bir kaçışın oto-asimilasyona sığınmış ve ruhuna 'Beyaz Kürtlüğün' nüfuzu ile tamamlanmış bir oyunun orta perdesi gibi duruyor.
Neyse...
Bir yapıyı, insanı veya herhangi bir şeyi onaylamayabilirsin. Sevmeyebilirsin. Antitezini ortaya serip propaganda hakkını kullanabilirsin; ama ondan 'nefret' etme hakkını kendinde bulamazsın.
Nefretin ötesi nedir? DTP'ye karşı içinde nasıl bir ateş topu büyümüş de nefrete dönüşmüş?
Nefretin yok ediciliği ve tahammülsüzlüğü vardır. Bu durum, faşist doktrinlerin en belirgin özelliklerinden biridir. Ya nefret eder, ya da nefret tohumları serer... Mehmet Baransu bu ikisini de yapıyor. Bir yandan 'Kafkas-şehit' dalını tutup arka tarafa belli sembollerle, ezber söylemlerle büyümüş bir güruhu alıyor, diğer yandan da S. Freud'un psikiyatrisinden fırlamış bir bünyenin 'kişisel gerçekliğine' parmak basıyor.