<$BlogI
Bir insan olarak hassetiklerim bir toplumun hislerine tercümanlık edecekse, bölünmemek adına bizi bölmeye çalışanlar boşuna heves etmesinler.
SELİM SAKLI yazdı:
Bölünmemek adına insani bütün vasıflarından ödün veren, her türlü 'hayvanlaşmayı' bir gurur vesilesi kılan bir toplumun bireyi olmadığım için, kendimi şanslı sayıyorum… Bir insan olarak hassetiklerim bir toplumun hislerine tercümanlık edecekse, bölünmemek adına bizi bölmeye çalışanlar boşuna heves etmesinler. Biz hiçbir zaman kardeş değildik. Değişik mitleri kullanarak bilinçaltımıza ve genlerimize kopyalamaya çalıştıkları kardeşlik logosunun altında yatan Kürt’ü inkar ve imha projeleri bir daha asla kamufle olmayacak şekilde gün yüzüne çıkmıştır. Bütün söylem ve delillere rağmen aldığı koruculuk maaşından dolayı veya alacakları ihalelerden dolayı kendilerini Türkiye’nin beyaz Kürtleri sanan ve Türkiye’de Türklerle eşit olduğuna inan Kürtlerin, Sayın Ahmet Türk’e, organize suç örgütü derin devlet yapılanmasının attığı yumruk sonrasında, bu inançları derinden yıkılmıştır. Zaten bu insanların büyük bir kısmı sahip oldukları sanılan bu inanca, başka çareleri olmadığı için inanıyor gibi davranıyorlardı. Egemenlerde oluşturulan bu yapay resmi ideolojik inanç bağını sahici olmadığını biliyordu. Ulusal ve uluslar arası konjoktür gereği karşılıklı inşa edilen bu münafıklığa, güvensizlik tedbiri elden bırakılmadan rıza gösteriyorlardı.
Kürt halkına infial uyandıran bu çirkin ve hiçbir şerefle bağdaşmayan saldırı karşısında, onuru incinmeyen bir tek Kürt bulamazsınız… Saldırgana Türk medyası tarafından yakıştırılan; çıraklık mesleği, gariban gariban ve duygusal sıfatları, gece yarısı Kürdistan’da yatan kargaları bile güldürtür… Hiçbir Kürt hayatında, domuz gibi semizlenen bir çaycı çırağı görmemiştir. Ne yapay patronu nede “Benim oğlum şerefsiz! Değildir…” diyen sözde bir baba hiçbir Kürt’ü inandıramamıştır… Savunmasında, Sırrı beyin kendisini tahrik ettiğini söylemiş. “oysa saldırgan sağdan saldırdı! Ve Sırrı Bey kendisine daha yakındı…” Umarım onu yargılayacak mahkeme bu basit gerçeği görebilecek kadar basiretli davranır…
Ulusal medyanın bir kısmı saldırgana çaycı çırağı derken, sanırdınız Kürdistan’da simit satan on iki yaşlarında kaburgaları sayılan bir Kürt çocuğundan bahsediliyor… Saldırının işlenişi ve sunumu Kürtlerin onurunu aşağılamaya ve sabrını taşırmaya yönelik bir şekilde tezgâhlanmıştı. Gerçekten benim gibi örgütsüz kişiliklerde derin travmalar oluşturdu. O gece milyonlarca Kürt gibi bende uyuyamadım. Oradaki emniyet güçlerinin lakayt tavırları, milletvekillerinin güvenliğinden çok, saldırganın güvenliğini korumaya çalışmaları! Kanıma dokundu…
Ertesi gün okulda hiç kimsenin tadım yoktu… Türk olan mesai arkadaşlarımı görmemek için öğretmenler odasını kullanmadım. Okula giden çocuklarımın Türklükle. Atatürk’le ilgili hiçbir ödevlerini yaptırmadım. Çirkin saldırıyı protesto eden protestocuları da İstiklal Marşı ile protesto edenleri görünce, Türk olan her şeye karşı korkunç bir kopuş yaşadım. Bir Kürt’e, Türk soyadını veren seksen yıllık zulüm depreşti damarlarımda…
Saldırganın yakalandığını öğrenen ( çocukcağızın! ) annesi bayılmıştı… Bizim çocuklarımız karga tulumba analarının kucağından koparılıp, kol ve bacakları kırılarak, kafa göz yarılarak, yerden sürüklenirken analarımızın bayılacak vakitleri yoktur. Çünkü çocuğun ayakkabısını yetiştirmek zorundadır anne… Çocuğun bacakları tutmuyorsa sorun değil! Ne de olsa bir zamanların olağanüstü hal bölgesinin olağanüstü insanlarıyız…
Ancak yüreğime su serpen gelişmelerde oldu. Değişik düzeydeki birçok insanın olayı kınaması ve sayın Ahmet Türk’ü ziyaret etmesi beni kısmende olsa teskin etti… Sayın başbakan’ın saldırıyı kınaması ne kadar anlamlı ise, mecliste yer alan DTP’yi uzun bir süre tanımaması da yaşananlara zemin hazırlamış ve o kadar manidardır… Sayın Ahmet Türk’ün taburcu olduğu gün sağduyu çağrısı yapması barışı sağlama konusunda ki tutumunda ne kadar samimi olduğunu gösterdi… Umarım diğer siyasi liderlerde barışın tahsisi konusunda oy kaygısı taşımadan irade beyan ederler. Yoksa açılımın ismine bile sahip çıkamayanların, hangi basiretle açılım yapacaklarını merak ediyorum.onurlu ve kalıcı bir barış sürecinin yakalanması için demokratik bir anayasa değişikliği ile toplumun bütün kesimleri kucaklanırsa kardeş olmasak ta yaşamak için bir atmosfer oluşturulabilir.
O zaman saldırganın babası da, 21. yüzyılın medeni ve insani standartlarını yakalamayan, gerici, ırkçı bir kafa yapısının, kudurgan ve saldırgan eyleminin faşizm olduğunu ve faşizmin en büyük şerefsizlik olduğunu ayrıca Kürtlerin de balık hafızalı olmadıklarını anlar…
Etiketler: Biz kardeş değiliz