1980 12 Eylül Öncesi
Bu dönem Synt dönemi de olsa ilk altı ay boyunca en rahat dönemimizdi. Bu dönemde 12 Eylül Faşist Generalleri; Türkiye Devrimci Hareketleri ve Kürd Ulusal Güçleriyle kapışıyordu. Onlara göre içerdekiler ‘Çantada Keklik’ti. Biz bunun farkındaydık.
1980 12 Eylül’ün Zindanlara Yansıması
Mamak/Metris ve daha sonra asıl pilot uygulama Diyarbakır Zindanı’nda olacaktı. Başta tüm Kürd Tutsaklar ve PKK’liler olmak üzere burada toplatıldı. Elazığ/Antep/Mersin vb. küçük gruplar buraya taşındı. Elazığ Grubu ve Şahin Dönmezlerin Diyarbakır’a getirilesi bir plan gereğiydi.
1980 12 Eylül’de Müdür ve İç Güvenlik Sorumluları.
İlginçtir; 1. Nolu Müdürü Lütfü Bayer, Elazığlı bir Kürd asıllı yarbaydı. Onu hemen aldılar. Kendisinin Haritalar Müdürlüğüne verildiğini duymuştum.
Osman Topak/Birol Şen ve benzerleri güç getiremedi.
7. Kolordu’da Kemal Yamak, Hakim Binbaşı Emrullah Kaya, Savcılar Cahit Aydoğdu ve Basri Özgenç’le beraber Esat Oktay Yıldıran Kıbrıs Esir Kampından geldiğini söylüyordu. Sanırım doğrudur. Çünkü kadro tamamlanmıştı.
Kontr-gerilla va asli Ergenekon’un en has adamı Kemal Yamak ekibini kurmuştu.
Esat Oktay ve yardımcısı Osman Aydın direkt ona bağlı çalışıyordu.
Nitekim benim 35. Koğuşta sorumlu olduğum zaman; bizzat Kemal Yamak’ın küçük ara koridora kadar geldi. Bizleri tek tek izliyordu.
Bu üçüncü dönem çok sert dönemdi. Başta Mazlum Doğan/Hayri Durmuş/Kemal Pir/Ferhat Kurtay ve en üst düzey PKK/MK üyeleri ve kadroları tasfiye edilmeden bu vahşet uygulaması kesinlikle son bulmadı. Ama ne zamanki Hayri ve Kemal öldü o zaman yukardan bir emir geldi. ‘Ölümleri durdurun!..’ Yoksa biz en azından 50’ye yakın PKK kadrosu topun hala ağzındaydık.
1984 Eruh ve Şemdinli baskını yeni bir evredir.
Dikkatinizi çekerim. Bu dönemin ilk silahlı birliklerin adları ne?
1- 21 Mart Mazlum Doğan Birliği
2- 18 Mayıs Ferhatlar (Yani Dörtler) Birliği
3- 14 Temmuz (Büyük Ölüm Orucu) Birliği
Üç eylem!.. Üç silahlı birlik grubu.
Acaba bu salt Öcalan’ın fikri miydi yoksa insiyatifi Diyarbakır Zindanı’ndan alıp dışarıya ve Şam’a bağlama mıydı? Çünkü 1982 ile 84 yılları arasındaki silahlı mücadele hazırlığı içinde; Kuzey Kürdistan’da PKK dışı hareketlerin silahlı güçleri PKK’den daha fazlaydı. Onlar neden müdahele etmedi duruma?
Hatta yaptığım araştırmalara göre; buna yeltenmek isteyenler olmuş ama İdris Barzanî durdurmuş ve ‘bu soruna bulaşmayın’ nasihatında bulunulduğu söyleniyor. Bu bir iddia ve söylem. Belki yanlış da olabilir. Diyeceğim kim içeriye müdahele etseydi; insiyatif ona geçerdi. Öcalan bu Diyarbakır Direnişlerinin öncü kadrolarının adlarını kullanarak hem gerillayı topladı hem de herkesi sahasına çekti. Tabi Diyarbakır Zindan Direnişi ve direnişçileri de tali plana düştü. Çünkü Diyarbakır çekim merkezi oluyordu. Son Süresiz Açlık Grevi ile Turgut Özal TV’ye çıkıp ‘Diyarbakır Cezaevinde Kürdçe konuşulabilir’ demek zorunda kaldı. Daha da ilginci son (Mehmet Emin Yavuz)’un öldüğü Açlık Grevinde nerdeyse Diyarbakır Esnafı kepenk kapatıyordu. O dönem gelen avukatlar bize söyledi. Bazı köyler haklarını almak için köy olarak Açlık Grevi eylemlerini örnek alır oldu.
1988’lerden sonra firar girişmimimiz vardı.
Dünyanın en harika tünelini kazmıştık.
Ha kaçtık ha kaçacaktık.
Düşünün bir kere;
35. Koğuştan 35 Tutsak Firar Etti!..
Bu nasıl bir haber? Enfes değil mi?
Bu da fiyasyoyla sonuçlandı.
Ve kim bana ne derse desin bunu engelleyen TC Devleti değil, Şam’da oturan Abdullah Öcalan’dı. Bir an düşünün 35 tutsak firar etmiş ve dışarıda.Her biri ayrı efsane olmaz mıydı?
Eee bu kadar enfes efsanenin yanında Öcalan’ın Şam Efsanesi ne olurdu?
Bunu da bir gün yazacağım.
Aslında değerli Abimiz Nureddin’in kitabı ve ara söyleşilerimizle götürdüğümüz çalışmanın arasına bir yaprak koymak istedim. Bu yazıyıda onun için yazdım. Dün akşam Bu kalp seni unutur mu? Dizisindeki kahramanlardan Sinan Diyarbakır’da ranza arkadaşı Berzan’ın ölümü üzerine Cuntaya karşı eylem koymak istiyor. Ve kelli felli biri gidecekti. Yani Esat Oktay Yıldıran değerinde biri gidecekti.
Şöyle düşündüm.
Sinan bizi oynuyor.
Bu dizi bizim içimizi okuyor.
Bazen üzüyor bazen ağlatıyor bazen de öfkelendiriyor.
İkinci yazımda Nurettin Abi’ye bir şey demiştim:
‘Abi burayı, bu acıları yaz. Bizi unutma!..’ demek istemiştim.
Yazdı. Geçte olsa yazdı. Dost ve düşman nezninde bizi resmi tarihin sansürüne uğratmadı.
Ama ben şöyle düşünüyordum içerde. Ki bu düşüncemi de bazı arkadaşlarımla paylaşıyordum. Hatta örgüte, partiye ve Öcalan’a rağmen uygulamaya koyacağıma söz vermiştim.
Bir fantezi olarak da olsa çok güzel ve tehlikeli düşlerdi.
Ben bunu kendim kadar güvendiğim OKB (Onur Koruma Birliği) diye adlandırdığım üyelerimize anlatıyordum.
‘3 veya 5 kişiden müteşekkil bir hücre kuracağız. Bu hücrenin kurucu ve eylemcileri 35. koğuş veya bu Diyarbakır’da yatmış olması lazım.
En ideal bileşim 5..
Bu 5’linin 2’si kız 2’si erkek.
Bu çiftler evli olacak. Sekreter olan bekar.
Bunlar kesinkes hücre başkanına karşı sorumlu olacak. Her türlü kılık ve yere girme konusunda eğitilecek. Şehir ve şehircilik hakkında her türden bilgiyi alacaklar. Soygun ve elde edilen paralarla en burjuva yaşamı yaşama imkanları olacak.
Başta Diyarbakır Zindanı olmak üzere görev yapan en üstten en alta kadar idari presonel hakkında bilgi toplayacaklar. Bu bilgileri topladıktan sonra yer/zaman ve koşullara göre harekete geçecekler. Kesin olarak bu şahısların dışında kimseye en küçük bir zarar verilmeyecek.'
Konuştuğum erkek arakadaşlar aynen bana katılıyorlardı.
Ancak hepsinin de tek soru ve merakı şuydu:
‘Hoca iyi hoş da neden sekreter olan bekar olacak?’
O zaman onlara gülüyordum. ‘O’na kadın yasak. Çünkü işin içine kadın girdi miydi; o’da gevşer. Ama diğerleri gevşese de onun çok katı kalması gerekir. Zaten diğerlerine her şey serbest, dedik ya. Bu da benim teorim. Hele o gün gelsin de o zaman bunu da tartışırız. Ancak bu işler öyle basit işler değil.
İntikam alamya gideceklerin her an ölme ve öldürmeye hazır olmaları şart.
Kin aziz, intikam yemindir.
Niye bunu yapmadık?
Neden Esat Oktay türü eylemlerle bize işkence yapanlar bunun ceremesini çekmedi?
Bunun da yanıtı yanımda açık. Bizi içerde yok edemeyenler bu kez Öcalan’ın Şam’ına ve onun Bekaa’sına yönlendirdiler. Bizi ona mecbur ve mahkum ettiler.
Ve biz de bir halt edemedik. Edemezdik.
Nitekim hala da bu kapanda inim inim inleyenler var.
Hemde binlerce mağdur. Bu sefer o içerde ama özgür olanlar tutsak. Çünkü ipler hala onun elinde.
‘Öcalan’ın sağlığı sağlığımızdır!..’
Ya Öcalan ölürse…
O ölürse siz ne olacaksınız?
İşte onu merak ediyorum inanın