<$BlogI
Kemal Burkay: Hakkari Olayı derin Devlet İşi
Arkadaşımız Kemal Burkay, Hakkari’nin Peyanis köyündeki acımasız katliamla ilgili olarak CİHAN Haber Ajansı’ndan Ramazan Kerpeten ’in sorularını cevaplandırdı. CİHAN’ın yaptığı haber özet olarak Star ve Bugün’ün de içinde olduğu çeşitli gazetelerde ve haber sitelerinde yer aldı. Söz konusu yorumun tamamını aşağıda okurlarımıza sunuyoruz. (Dengê Kurdistan)
16 Eylül günü Hakkari’ye bağlı Geçitli (Peyanis) köyünde meydana gelen ve 9 köylünün ölümüne, üçünün de yaralanmasına neden olan mayın olayı ile ilgili olarak Valilik ve askeri çevreler daha ilk andan PKK’yı sorumlu tuttular. BDP çevreleri ise bu eylemden, olay yerinde bulunan Hakkari Dağ Komando Birliği’ne ait askeri çantaları da kanıt göstererek askerleri sorumlu tutmaktalar. PKK’nın askeri kolu olan HPG buna ilişkin henüz açıklama yapmış değil.
Ulaşan bilgilerden anlaşıldığı kadarıyla mayın yol kenarına yerleştirilmiş ve köy münibüsü geçerken uzaktan kumandayla patlatılmış. Yani hedef seçilmiş.
Bu olayı PKK’nın yapmış olması inandırıcı gelmiyor
Bu eylemi PKK’nın yapmış olması bana inandırıcı gelmiyor. Öncelikle PKK’nın 20 eylüle kadar belirlediği eylemsizlik dönemi henüz sona ermedi. Ayrıca, söz konusu köy son referandumda yüzde 98 oranında boykot oyu kullanmış. Burası aynı zamanda korucu olmayı reddeden bir köymüş. Böyle bir köye PKK’nın cezalandırma eyleminde bulunması için neden yok.
Sabah Gazetesi’nin haberi ise ciddi çelişkiler içeriyor. Haberde, Hakkari Terörle Mücadele Şubesi'nin yaptığı teknik takibe göre polis tarafından takip edilen KCK üyesi bazı BDP'lilerin olay bölgesindeki milisleri telefonla arayarak "Bırakılan asker çantasını ön plana çıkarın, provokasyonu sahiplenin!" dedikleri ileri sürülüyor. Oysa eğer bu çantalar, PKK timi tarafından eylemi askerlere yıkmak için olay yerine bırakıldıysa, onlara telefon etmeye gerek yoktur. Hele hele “provokasyonu üstlenin” demek saçmadır. Provokasyonu üstlenecek olan oraya neden asker çantası bıraksın ve onu öne çıkarsın?.
Belli ki provokasyonu birileri yapmış ve onu, aynen Reşadiye, İskenderun ve benzer örneklerde olduğu gibi PKK’nın üstlenmesini istiyor.
Provokatif eylem zincirinin yeni bir halkası
Bu eylemi kimin yaptığı elbet önemlidir. Ama ondan da önemlisi niçin yaptığıdır. Bu, bölgede cereyan eden ilk provokatif eylem değil, ama uzun bir zincirin yeni bir halkası. Referandum öncesi iki imam öldürüldü, tam da bayram arifesi eylem hazırlığı içinde olmayan 9 PKK gerillası bir askeri operasyon sonucu bulundukları yerde imha edildiler. Bu ve benzer olayları düzenleyen merkez, besbelli gerilimi arttırmak ve referandumun sakin bir ortamda yapılmasını engellemek, kamuoyunun tercihini olumsuz etkilemek, evetten hayıra çevirmek istiyordu. Ama referanduma rağmen eylemler durmadı. Daha üç gün öncesi Şemdinli’de polis karakoluna roket atıldı ve polisler kentte dehşet estirdiler. Son olarak Peyanis köyü’ne yönelik katliam sahnelendi. Bunu başka eylemlerin izlemesi sürpriz olmaz.
Belli ki bu eylemleri planlayanlar her kim ise, ki ben aynı merkez olduğu kanısındayım, bu gerilimden bir şeyler bekliyor. Amaç referandum sonrası yumuşama ortamını sabote etmek, demokrasi ve Kürt sorununun çözümü yönündeki muhtemel olumlu gelişmeleri engellemek ve her şeye rağmen süreci durdurmak, tersine çevirmek.
Ben bu eylemlerin derin devlet işi olduğundan kuşku duymuyorum. Yıllardır olup bitenlerden, ortaya saçılan nice belge ve bilgiden sonra ve görünen köye rağmen, bundan kuşku duyanlara ise şaşıyorum.
“Kim Yaptı?”dan çok, buna elveren ortamı sorgulamak lazım
Ayrıca, bunu PKK mı yaptı, yoksa ergenekon ve JİTEM mi diye sormayı da şahsen kendi aklıma ve halkın sağduyusuna hakaret sayıyorum. “Kim yaptı?”diye sormaktan çok, buna elveren ortamı sorgulamak lazım. PKK dağda oldukça ve ordunun operasyonları sürdükçe bu tür eylemler bitmez. Bu kurdun sevdiği dumanlı havadır. Öncelikle bu ortamı değiştirmek gerekir. Bunun yolu da silahların karşılıklı susması ve soruna barışçı bir ortamda diyalog yoluyla çözüm aranmasıdır.
PKK kaç kez tek yanlı silahları susturdu, ama askeri operasyonlar durmadı. “Dağda silahlı adam varken ben savaşırım” demek, “bu savaşın bitmesini istemiyorum,” demektir. Bu anlayışla silahların susması sağlanamaz.
Sorunun püf noktası budur. Ülkede barış ve demokrasi isteyen, silahların karşılıklı susması ve diyalog için çaba göstermeli. PKK 20 Eylülden sonrası için de eylemsizlik tutumunu sürdürmeli ve ordu operasyonlarını durdurmalı.
17 Eylül 2010Etiketler: Kemal Burkay: Hakkari Olayı derin Devlet İşi